1994 yılında IBM, mobil dünyanın kapılarını aralayan devrim niteliğinde bir cihazı tanıttı: IBM Simon Personal Communicator. Kısaca IBM Simon olarak bilinen bu aygıt, bugün akıllı telefon dediğimiz kavramın ilk somut örneğiydi. Dönemin standartlarından çok daha ileri giden bu cihaz, 510 gram ağırlığı ve yaklaşık 20 cm uzunluğuyla oldukça iri yapılıydı. Elinizde tuttuğunuzda bir tuğla hissi verse de, sunduğu yenilikler onu dönemin en iddialı ürünü yapıyordu.
Cihazın en dikkat çekici yanı, kalemle kullanılan tek renkli geniş dokunmatik ekranıydı. O yıllarda dokunmatik ekran fikri bile bilim kurgu gibi görünürken, Simon bu fikri gerçeğe dönüştürdü. 1 MB dahili depolama alanıyla sınırlı olsa da, hücresel ağlar üzerinden sadece telefon görüşmesi yapmakla kalmıyor; faks gönderme-alma, e-posta okuma ve yazma, adres defteri, takvim ve hesap makinesi gibi işlevleri tek bir cihazda birleştiriyordu.
IBM Simon, günümüz akıllı telefonlarının atası olarak kabul edilir. Basit bir cep telefonu olmanın ötesinde, bir “kişisel iletişim cihazı” olmayı hedeflemişti. Taşınabilir bilgisayar ile telefonun birleşimi gibi düşünülebilir. Maalesef yüksek fiyatı, kısa pil ömrü ve sınırlı uygulamalar nedeniyle geniş kitlelere ulaşamadı. Yine de attığı adımlar, Apple’ın iPhone’u ve diğer modern cihazların önünü açtı.
Bugün IBM Simon’a baktığımızda, teknolojinin ne kadar hızlı ilerlediğini daha iyi anlıyoruz. O ağır ve hantal cihaz, cebimizde taşıdığımız güçlü bilgisayarların müjdecisiydi.
